hakan günday’ın son kitabı.diğerleri gibi: sopsoğuk, buz gibi… artısı ülkeyle ilgili yaptığı muhteşem tespitler. hikayenin sonunda gelen ”asil’in hayatı, azil’de anlatılana kadar bir sır olarak kaldı. ” cümlesiyle okuduğumun aslında tanıdığım bir karakterin hayatından olduğunu sarsıntıyla öğrendiğim, lise tarih dersinde adını ezberlediğim gün unuttuğum (hakan günday…) bir isim hakkında çok farklı bilgiler öğrendiğim muhteşşemm bir kitap.
Kitaptan:
*mustafa kemal’i gördüğüm ilk anda anlamıştım. onun da başına gelecekti. kutsallaşacaktı. hiçbir hamlesi hiçbir yerde tartışılamayacak, sözleri dogmalara dönüşecek, istiklal savaşından geriye kalan tek isim olacak, ilkelerinden heykeller yapılacak, ekonomisi için çırpındığı ülkesinin değeri düşmüş banknotlarına yüzü resmedilecek ve hatta politikasının hakkında fikir beyan etmek bile kanunen yasaklanacaktı. o kadar etkileyici ve güçlü bir kişiliği vardı ki, bütün bunlar olacaktı. önce düşmanı sonra saltanatı yenmiş olan mustafa kemal en sonunda da kendisiyle savaşacaktı. özgüreştikçe devleşen halk onu ve devrimini çiğ çiğ yiyecekti. tarihe bir v harfi çizdirecek kadar keskin bir dönüş yaptırmış olmasına rağmen halkı tarafından delik deşik edilecek ve geriye sadece fotoğrafları kalacaktı
* peri ve şan kelimeleri bir araya gelir, bu topraklarda perişan adlı kızlar yaşar.doğu’da kızlar, kadın doğar. ecellerinden önce ölürler. ilk yemeği anasının memesinden gelen ve yediği çanağa tükürmekte sakınca görmeyen erkek, o kadar çok kadın gömer ki toprak bile dişidir. bu yüzden toprak ana diye bilinir. perilerin şanı buradan gelir. diri diri gömüle gömüle toprağı bile kadın yapmışlardır. bu yüzden verimsiz ve çoraktır. buna da, kadının intikamı denir.
* moral ekibinin morali bok gibiydi. anlamak için dinlemek yeterliydi. ama kimsenin dinleyecek hal yoktu. zımparalanan bir bağlama ve dayak yiyen bir darbuka varsa eğlenilmeliydi. acımasızca eğlenilmeli ve fırsat varken iyi hissedilmeliydi. müzisyenlerin morali kimsenin umurunda değildi. bölük, bir fırsatlar ülkesiydi. ama bir zamanların amerikasından farkı, fırsatların çok değil az olmasıydı. bu yüzden her asker bir fırsat avcısıydı. tok bile olsa yemek bulsa yer, harcayacak yeri olmasa bile para bulsa cebine atar, hiç denememiş bile olsa sigara bulsa içer, yatak bulsa uyur, soba bulsa ısınır, yalnız kalsa otuzbir, müzik duysa halay çekerdi.
* ”hepinizin amına koyayım!”
”zorunuza mı gitti?”
ŞOktay Kılıç yazdı.

